Sevgi ve aşk yakın münasebetli kavramlar olsa da, büyük bir ayrılığı barındırıyorlar aralarında. Aynı kökten büyümüş bitkinin farklı iki dalı gibi kimine göre, kimine göre ise farklı coğrafyaların bitkileri.
Temel fizik bilgilerini en azından lisede görmüş olduğunuzu varsayarak(hiç olmadı mantığınız var), size aşk ve sevgi arasında gördüğüm farkı şöyle anlatabilirim.
Aşk, kalbimizin hissedebileceği maksimum hissiyat ise, ulaşabileceği azami seviyededir. Bunu, çıkabileceği en yüksek seviye(hmax)den serbest düşüş yapan bir cisime benzetebiliriz. Yani, aşk hissi, maksimum seviyede başlar ve zamanla daha aşağı bir seviyeye inmeye mahkumdur. Aşk, yok olmaya belki ama azalmaya mecburdur.
Sevgi, emek ürünüdür. Yatırım ister. Haybeden bahşedilmez. Gelip geçmez. Temellenir, filizlenir. Ne kadar sevebileceğimiz, ne kadar kendimizi sevdirebileceğimiz bize bağlıdır. Bunu da, fizikte sıfır seviyesinden atılan bir cisime benzetebiliriz. Ne kadar yükselebileceği tamamen bize bağlıdır, emeğimize bağlıdır.
Ben aşka pek güvenemem bu yüzden. Aşka aşığımdır, ama aşk bana umut vermez.
—Özdemir Asaf
İnsanlar eksik taraflarının üzerine gitmek yerine, iyi oldukları taraflarının üzerine yoğunlaşıyorlar. Bu yüzden hep bir tarafı eksik insanlarla muhatap oluyoruz. Güzel tipleri olanlar, karakter derdine düşmeden daha güzel olmaya çalışıyor, düşünen insanlar ise estetik üzerine düşmeden daha çok düşünüyorlar. İyi tipli aptal insanlardan etkilenmek, ya da gerçekten zeki insanların kitleleri etkileyememesinden sebep fikirlerinden yararlanamıyor olmak çok üzücü.
Tüm bunların nedeni, bana göre, insanların mükemmellik ideallerini yitirmiş olmalarıdır. Tek bir kanalda, tek bir alanda ”sivrilmek” arzusu, hem o alanda şeytani bir hırsa neden oluyor, hem de hayvan kimliğimizi dürtüleyerek bizi rakiplerimizi ”ezmeye” zorluyor. Oysa insan olmak, bu hırsların karşısında onurlu bir duruş gerektiriyor.
Evrendeki akıllı tasarım ve estetiğin ayrılmaz bütünlüğü kendini bu kadar haykırıyorken, tek kanatlı kuş olup uçmaya çalışanlar, ”yükselmeyi” sadece hayallerinde gerçekleştirebilirler.
Bakırköylü Sanatçılar Derneği(BASAD) Ödül Töreni.
Eşlik eden Büşra‘ya, Fotoğraflar için Begüm‘e teşekkürler.
Monoloğunu yazdığım, Miraç’ın Erasmus’ta çektiği Günlük kısa filmi Ulusal Ajans’ın düzenlediği yarışmada 1.lik ödülü aldı.
” Uyumaktan daha güzel bir şey varsa o da uyanmaktır” diye başladığım hikaye, çoğunlukla tumblr’da yazdığım yazıların bir derlemesiydi. Böylesine güzel bir işe dönüşmesi beni fazlasıyla mutlu etti.
Doğayı sevmek, onu korumak maalesef ki her bilincin sahip olabildiği bir düşünce değil. Fakat doğayı sevenlerin, onu korumak isteyenlerin önce hayattaki lüks taleplerini gözden geçirmeleri gerekiyor. Çevrenin, iklimlerin bu denli mahvolmasının nedeni gün geçtikçe artan taleplerimiz ve tüketim dengesizliğimizdir. Teknolojinin gelişmesi, hayat standartlarımızı iyileştirmiştir, iyileştirmeye de devam edecektir, buna karşı gelemeyiz; ancak bize getirdikleriyle bizden aldıkları arasında kabul edilebilir bir fark olması gerekir.
Tüketim dengesizliğiyle bireysel anlamda mücadele etmeliyiz. Bunun da en somut biçimi tüketimde tasarrufa gitmek olacaktır. Şimdi sizden bununla ilgili basit çözüm önerileri isteyeceğim. Pratik fikirlerinizi daha sonra bir liste halinde topluca yayınlayacağım.
Benim önerebileceğim çözümler şunlar:
- Kapı tokmağı varken zil kullanmayın.
- İkinci kata kadar çıkacaksanız veya inecekseniz asansör kullanmayın.
- Pet şişeleri kullanım sonrasında buruşturararak doğada kaplayacağı brüt hacmi azaltın.
- Pet şişelerdeki suyun tamamını içmediyseniz ve şişeyi atmanız gerekiyorsa, içindeki suyu bir çiçeğe veya ağacın dibine dökün. Böylece bir işe yaramış olur.
- Kışları evde kalın giyinerek(en güzel çözüm içlik), ısıtma sıcaklığını biraz daha düşürün.
- Mutlaka enerji tasarruflu ampul kullanın.
- Evinizde kullanmadığınız bir pencere varsa, önü perdeyle veya dolapla kapalı mesela, kışın en soğuk aylarında o pencereyi naylonla kaplayabilirsiniz. En çok ısı camlardan gider.
- Buzdolabının dondurucu kısmı boşsa, yeteri kadar dolmamışsa, boş kısımlara buz kalıpları yerleştirin.
- Dondurucudan çıkarmayı planladığınız bir ürünü, bir gün öncesinde buzluktan buzdolabı kısmına alırsanız, donmuş ürünün ısısından buzdolabı kısmı yararlanır.
- Cihazları kullanmadığınız sürelerde fişe takılı halde bırakmayın.
- Sıvı sabun kullanımında bir tam basım bile ihtiyaçtan fazla oluyor, sıvı sabunu yarım basım miktarında kullanın.
- Kızartma yağlarının doğada geri dönüşümü yok 1 damla kızartma yağı 1 ton suyu kirletiyor, atık yağ merkezlerine götürüp teslim edebiliriz. (banliyo)
- Yere tükürmeyin sakız çiğnemeyin! çekirdekğinizi adam gibi çitleyin musluğu boşuna açık bırakmayın saç spreyi kullanmayın! deodorant da aynı (armadaurdina)
- 100 wattlık bir güneş paneli bir evin tüm elektrik ihtiyacını karşılayabiliyor, mümkün olduğunca güneş enerjisi kullanımını yaygınlaştırmalıyız üstelik maliyeti de çok çok düşük. (banliyo)
- Ellerimizi yıkarken akıp giden o su klozet sistemiyle birleştirilirse ayrı bir su harcanmamış olur. (esraecekuleci)
- Tasarrufla ilgili yazdıklarınızın ve okuduklarınızın en az yüzdeyirmisini uygulayın. (rosemariegirbach)
- Gün ışığından yararlanmanın binbir türlü yolu var, ama en güzeli fırsat buldukça temiz havaya karışmak.sanal alemden kısa molalar isteyin (simaycoskun)
- Cam,plastik,kağıt gibi geri dönüşümü yapılan atıkları diğer artık çöplerden,ayırabildiğiniz kadar ayırın. (ohhymohhy)
- Yerleri süpüren insanlara sabahları bir merhaba deyin, onlarda gülümseyerek yapsınlar işlerini. (birtakimyapraklaricindeyim )
- Ütüleme işinin bitimine yakın ütüyü prizden çekin ve son parçayı ütünün içinde kalan ısıyla bitirin. (siyahkahvevecikolata)
İlk kartpostal kafilesini göndermiş bulunuyorum. İsimsiz gönderilen bir adet kartpostala, alıcı adı olmadığı için cevap atamadım. Bu şahıs bana connected’tan mesaj bırakabilir. Sağlıcakla kalın.

Necip Bey, karısı Gül Hanım, kız kardeşi Asude ve dört kızıyla birlikte Ege’deki bağ evinde yaşardı.
On yedi yaşına kadar doğduğu yer olan bu memlekette yaşayan Necip Bey, mühendislik tahsili gördüğü İstanbul’da kalmayı seçmedi; o, doğduğu yerde kök salması gerektiğine inanan ”eski” biriydi. Bu evde çocuklarına zaman ayırmak, toprağına dokunmak istiyordu. Mesleği de buna uygun olduğu için tereddüt etmedi.
Karısıyla da İstanbul’da tanışmıştı. Gül Hanım ismi gibi hep gülerdi, ne olursa olsun. Bir gün bile suratı asık karşılamamıştı onu. Kolyelere meraklıydı. Necip Bey iş seyahatlerine giderken yüklü siparişler verirdi ona. İncik-boncuk ip bulmak için çarşıları didik didik etmek zorunda kalırdı Necip Bey erkek başına.
Kız kardeşi(sağda) kocasını erken yaşta kaybetmişti. Necip Bey de kız kardeşinin kayın validesinin yanında yaşamasına razı olmamış, bağ evinde ona da bir yer vermişti. Bu yüzden hep biraz mahçup kalırdı o evde.
İlk kızları Meryem biraz içine kapanık bir çocuktu(solda). Onlarca adet günlüğü vardı. Saçlarını kendi kesiyordu sıkılmaktan. Yaşına göre çoktan evlenmesi gerekirdi ama mutluluğa olan inançsızlığını kıracak birini bulamamıştı.
İkinci kızları Feyza, hastalıklı doğmuştu. Tedavi için İstanbul’a pek çok gidilse de bir sonuç elde edilememişti, ama kendi halinde mutlu bir kızdı(aşağıda).
Üçüncü kızları Leyla(soldan ikinci) ise annesinin kopyasıydı, sürekli etrafta koşuşturur, adeta sevgi dağıtırdı.
Necip Bey erkek çocuk isteği konusunda biraz ısrarcı davranmıştı.
Kızlarını elbette ki çok seviyordu, ama her erkek gibi içinde bir ukte olarak kaldı erkek evlat.
Son kızı dünyaya geldikten 3 sene sonra, birkaç seneliğine yurt dışı görevine gitmesi gerekmişti.
Yazdan kalma son günler Necip Bey’in evinde artık hüznü çağrıştırıyordu. Gideceği gün, büyük bir kahvaltı sofrası hazırlandı.
Gitmeden bir hatıra fotoğrafı çektirmek istediler, Necip Bey’in kız kardeşi hep o kırgın mizacından dolayı fotoğrafta yer almamak için kahvaltı masasını kurmayla uğraşıyordu; ama fotoğraf için çağırıldığında istemeden de olsa yanlarına gelmek zorunda kaldı. Artık kahvaltılara eşlik eden kuş seslerini duymuyorlardı o gün , çıkan her kuş sesi gökyüzünde asılı kalıyordu yalnızca, gittikçe tenhalaşacaktı kahvaltılar…
Herkes oturduğu o gidiş kahvaltısından kalkarak, fotoğraf çekilmek için her zaman toplanıp birbirlerine yaşadıkları heyecanlı anılarını anlattıkları tahta sedire oturdular. En son gelen Necip Bey’in kız kardeşi, yalnızca fotoğraf çekmek için üstelese de makineyi alelacele kurarak; bir gidişin, kahvaltı yalnızlığının kuş sesleri eksikliğinde geçecek tarafını bakışlarında taşıyarak yanlarına doğru üzgün adımlarla ilerledi.
kartpostal: uzuncteyze
yüzüne bakıyorum,
cennet hakkında bir fikir ediniyorum.
-keşke yanımda olsan.
bana hüznün sen soylu tarafıyla baksan.
gülüşün pastoral bir resim,
gözlerin ne renk, tam seçemiyorum.
-keşke yanımda olsan.
bakacak başka yer bırakmasan.
şarkılar söylüyorum, sonra
ayağını taşıyan kaldırımları kıskanıyorum.
-keşke yanımda olsan.
yanağıma sevimli bir buse kondursan.
her şeyin azı yetiyor,
yalnızlığın bile.
-keşke yanımda olsan.
ellerimizin büyüklüğünü kıyaslasan.
tut ki ikimizi de kanatsın bir şehir
acıyı oyun diye oynasak birbirimizsizken.
ya da
-keşke yanımda olsan.
beni bi’ güzel ağlatsan.
NIGHTNIGHT by DEDDY